Konya Arabuluculuk https://www.konyaarabuluculuk.com.tr Sun, 20 Jun 2021 20:40:04 +0000 tr-TR hourly 1 https://wordpress.org/?v=4.9.26 AV. ARB. MEHMET SEMİH ARISOY VE AV. ARB. SALİH ÖZTÜRK EĞİTİMLERİNİ TAMAMLADI https://www.konyaarabuluculuk.com.tr/2021/06/20/av-arb-mehmet-semih-arisoy-ve-av-arb-salih-ozturk-egitimlerini-tamamladi/ Sun, 20 Jun 2021 20:32:55 +0000 https://www.konyaarabuluculuk.com.tr/?p=645
AV. ARB. MEHMET SEMİH ARISOY VE AV. ARB. SALİH ÖZTÜRK EĞİTİMLERİNİ TAMAMLADI

Konya Arabuluculuk Merkezi ortaklarından Av. Arb. Mehmet Semih Arısoy ve Av. Arb. Salih Öztürk ISTAC tarafından düzenlenen “Tahkimde Hakemlik” eğitimini başarıyla tamamladı

]]>
500 EĞİTİM https://www.konyaarabuluculuk.com.tr/2021/05/26/500-egitim/ Wed, 26 May 2021 08:43:09 +0000 https://www.konyaarabuluculuk.com.tr/?p=635

500 EĞİTİM

Merkezimiz ortaklarından Av. Arb. Elife kazancı 4,5 ayda iş hukukunda uzmanlık ,Ticaret hukukunda uzmanlık, Tüketici Hukukunda uzmanlık, banka ve finans hukukunda uzmanlık eğitimlerinde uygulamacı eğitimci olarak yer almış 500 kişiye eğitim vermiştir.

]]>
ARABULUCULUK SÜRECİNE DUYULAN GÜVENİN OLUŞMASINDA ARABULUCULUK MERKEZLERİNİN YERİ VE ÖNEMİ https://www.konyaarabuluculuk.com.tr/2021/02/12/arabuluculuk-surecine-duyulan-guvenin-olusmasinda-arabuluculuk-merkezlerinin-yeri-ve-onemi/ Fri, 12 Feb 2021 16:35:26 +0000 https://www.konyaarabuluculuk.com.tr/?p=621

ARABULUCULUK SÜRECİNE DUYULAN GÜVENİN OLUŞMASINDA ARABULUCULUK MERKEZLERİNİN YERİ VE ÖNEMİ

”Adaletin kestiği parmak acımaz”. Acımaz mı elbette sonuçlar ortaya çıkınca canımız daha fazla yanacaktır.

Bilindiği gibi, 2012 yılında yasalaşan Hukuk Uyuşmazlıklarının Çözümünde Arabuluculuk Kanunu (Kısaca HUAK) 2013 yılında yürürlüğe girmiştir.

Bir alternatif uyuşmazlık çözüm yolu olan arabuluculuk 2012 yılından günümüze fikir ve uygulama olarak gelişmiş ve kabul görmüştür. İstatistiksel bilgiler de bunu göstermektedir.

Bu başarılı sonuçların alınmasında birçok faktör bir araya gelmiştir. Bunlardan biri de, mevzuatta yer almamasına rağmen Arabuluculuk Daire Başkanlığının arabuluculuk merkezlerinin hukuki alt yapısının oluşturma çalışmalarına destek vermesidir. Merkezlerin ortaya çıkma nedeni, sicile kayıtlı arabulucuların bir araya gelerek yeni bir ekonomik ve çalışma birlikteliğine duydukları ihtiyaçtır.

Arabuluculuk Daire Başkanlığı’nın “Türkiye’de Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Uygulamalarının Geliştirilmesi“ projesinin faaliyetleri kapsamında arabuluculuk merkezleri kavramının arabulucular tarafından gerçekleştirilen Çalıştaylarla geliştirilmiştir. Arabuluculuk merkezlerinin hukuki alt yapısının oluşturulmasının amacı, arabuluculuk hizmetlerinde standardın temini ve yükseltilmesi, akredite edilmesi, eğitim faaliyetlerinin gerçekleşmesinde görev, sorumluluk ve öncü bir rol üstlenmesi, ortaklık yapıları, vergilendirilmeleri, faaliyet alanları, etik ilkeleri ve denetimlerinin düzenlenmesi ihtiyacıdır. Tüm konuların ele alınıp tartışıldığı bu güne kadar beş merkezler çalıştayı düzenlenmiş, altıncı merkezler çalıştayı pandemi nedeniyle ertelenmiştir. Kısaca beş kez yapılan çalıştaylarda konu ayrıntılarıyla ele alınmaya çalışılmıştır.

Türk arabuluculuk sistemi HUAK ile düzenlenmiş olup, merkezler yapısına yer verilmemiş olması  müstakil faaliyet gösteren arabulucular ile uygulamaların başlamasına neden olmuştur. Ancak HUAK da Merkezlerin düzenlenmemiş olması, arabulucuların bir araya gelerek bağımsız bir çatı altında arabuluculuk faaliyeti göstermesine engel de oluşturmamaktadır.

Arabuluculuk faaliyeti bireysel olarak yapılabilmektedir ancak, çoğu serbest avukat olarak çalışan arabulucuların, arabuluculuk iş ve işlemlerini avukatlık bürolarında yapabilmeleriyle ilgili hiçbir tereddüt söz konusu değildir. Ancak gerek görüşmelerin kalitesi açısından, gerekse çevresel faktörlerin insan psikolojisinde yarattığı büyük farklardan dolayı arabuluculuk oturumlarının avukatlık bürosunun içinde dahi olsa, avukatlık hizmetinin tesis edildiği ve görüşmelerin yapıldığı odalardan farklı bir odada gerçekleştirilmesi önem arz etmektedir. Arabuluculuk işlemleri (en başta tebligata esas adres, vergi mükellefiyetleri, denetim vb.) ve faaliyet süreçleri bunu gerektirdiği gibi, arabuluculuğun sabit olmayan, seyyar, tarafların talebine göre herhangi bir yerde yapılması, arabuluculuğun gelişimini negatif yönde etkilemekle birlikte arabuluculuk kurumu ve arabulucunun bizzat kendisi adına olmazsa olmaz değerdeki güven ve saygınlığın tesisini çok zorlaştırmıştır.

Bu süreçte Arabuluculuk Merkezleri, arabuluculuğun niteliği gereği tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de bu faaliyetin sürekliliğini ve verimliğini arttırmayı amaçlayan birden fazla arabulucunun bir araya gelerek oluşturduğu arabuluculuk ortaklığının gerçekleştirildiği bağımsız fiziksel mekanlar olarak ortaya çıkmıştır.

Bir diğer anlatımla, arabuluculuk merkezleri, yapısı, statüsü ve standartlarına ilişkin henüz bir yasal düzenleme olmamasına rağmen basit tanımıyla, Arabuluculuk Daire Başkanlığı siciline kayıtlı arabulucuların ekonomik ve çalışma birlikteliği şeklinde bir araya gelerek tarafların uyuşmazlıklarını dostane şekilde çözmelerine yardım etmek üzere hizmet vermeyi amaçlayarak kurulmuş avukatlık ofislerinden bağımsız mekanlardır.

Türkiye’de arabuluculuk merkezleri, başka ülkelerde denenmiş ve başarılı olmuş örnek sistemlerin incelenmesi ve tespit edilmesinin doğal bir sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır. Arabuluculuk merkezlerinin fiziki şartları ve nasıl olması gerektiğiyle ilgili olarak Dünyadaki örneklerinin Arabuluculuk Daire Başkanlığı tarafından incelenmesi sonucunda tavsiye şeklinde bilgilendirmeler yapılmış ve bu bilgilendirmeler doğrultusunda 2014 yılında ilk olarak Samsun Arabuluculuk Merkezi kurulmuştur. İlk merkezin kurulmasından bu güne kadar, Ülke çapında iki yüz civarı arabuluculuk merkezi kurulmuştur ve her geçen gün bu sayı artmaya devam etmektedir.

Merkezler hakkında yasal düzenleme yapılması halinde standartlar netleşirse, bu sayının daha hızlı bir şekilde artacağı kanaatindeyiz.

Arabuluculuk merkezleri kurulurken, Dünyadaki arabuluculuk merkezleri örnek olarak alınmış, yasal düzenlemeler yapılıncaya kadar arabuluculuğun gelişimine faydalı olabilmek adına merkez kuruluşları gerçekleştirilmiştir.

Arabuluculuk merkezlerinin kuruluşunun birincil amacı, arabuluculuk görüşmelerinin yapılabilmesi için uygun yer temini olmuştur. Bu yerlerin seçiminde, en az bir tanesinin katılım sayısının yüksek olma ihtimali olan arabuluculuk görüşmelerinde tüm katılımcıları alacak kadar büyük olması şartıyla en az üç odalı olmasına, özel oturumlar için kullanıma müsait olmasına, mevcut odaların kolay ulaşılabilir, rahat, doğal ışık alan, yeterince ısıtılmış ya da soğutulmuş olmasına özen gösterilmiştir.

Arabuluculuk merkezleri eğitim faaliyetleri içerisinde de yer aldığı için, eğitime ayrılacak bir yerin varlığı da eğitim vermeyi isteyen Merkezler için zaruri hale gelmiştir.

Toplantı odaları hazırlanırken masa ve sandalyelerin seçiminde tarafların aklında eşitsizlik veya taraflı tutum fikrinin doğmasını engellemek amacı dikkate alınmış ve tarafların dikkatlerinin dağılmasına neden olacak objelere yer verilmemiştir.

Arabuluculuk merkezlerinde arabuluculuk hizmetinin sunum şekli büyük önem taşımaktadır. Arabuluculuk, tarafların sorunlarını kendilerinin çözmesini amaçlayan dostane bir çözüm yöntemi olduğundan ve bir yargılama faaliyeti olmadığından ilişkilerin koparılmadan sürdürülmesini sağlamayı amaçlar. Arabuluculuk sürecinde adil bir karardan ziyade, her iki tarafın da menfaatlerine hizmet eden ve tatminkar bir sonuçla çözüme ulaşılmasını hedeflendiğinden, arabuluculuk merkezlerinde uyuşmazlıkların konusunda deneyimli, yeterli sayıda uzman arabulucu bulundurulması, görev paylaşımı amacıyla liste tutulması ve listeden görevlendirme yapılması mümkün olabilecektir. Arabuluculuk sürecinde tarafların yararlanabilmesi amacıyla bir uzman/bilirkişi listesi oluşturması, isteksiz tarafları sürece dahil olma hususunda teşvik edecektir. Merkezlerin diğer alternatif uyuşmazlık çözüm süreçlerinin uygulanmasına imkan tanıması, taraflara ve uyuşmazlık türüne uygun çözüm sürecini kullanarak anlaşmaya varmalarına yardımcı olacağı şüphesizdir.

Karmaşık veya birden fazla problemi olan başvurucuların yaşadığı uyuşmazlıklara uygun bir biçimde ihtiyaçları olan hizmetleri alabilmesi için vakıa yöneticilerine (casemanagers) ihtiyaç vardır. Merkezlerin bu imkanı da arabuluculara sunması mümkün olup, vakıa yöneticisi hizmetin kalitesine katkı sunacaktır.

İnsan doğası gereği, kendisini rahat ifade edebileceğini düşündüğü ölçüde kendisini rahat ifade eder ve sorunun çözümüne yaklaşım koyar.

Tarafların arabuluculuk merkezlerinde toplantılara katıldıkları sırada kendilerini rahat hissedebilmelerini sağlayabilmesi mümkün olabilir. Su, çay, kahve, yiyecek gibi ikramların sağlanması ve oturumların sona ermesine kadar da talebe göre bu ikramların sürdürülmesi gerekmektedir. Telefon, internet, faks ve fotokopi sağlanmalıdır. Eğer mümkünse taraflara taksiler, son tren saatleri, iş saatlerinden sonra park yerinin kullanılıp kullanılamadığı da dahil olmak üzere yerel ulaşım, yerel restoranlar veya eve sipariş vb. hizmetlerine ilişkin bilgiler verebilecek bir destek ekibinin bulundurulması oldukça faydalıdır.

Arabuluculuk merkezlerinin en önemli amaçlarından birisi de eğitimdir. Arabuluculuk temel eğitimleri, arabuluculuğun gelişimine ilişkin uzmanlık eğitimleri ve bilgi güncellemesi şeklinde düzenlenebilecek olan eğitimlerin arabuluculuk merkezlerinde yapılması arabuluculuğun gelişimine büyük katkılar sağlayacaktır.

Yurt içinde veya yurt dışında kişi ve şirketlere yüksek kalitede arabuluculuk hizmeti vermek, tarafların kendilerini güven içinde hissetmelerini sağlamak ve tüm beklentileri karşılayabilecek arabuluculuk merkezlerinin oluşumuna katkı sağlamak amacıyla, gönüllü arabuluculuk merkezleri bir araya gelerek Türkiye Arabuluculuk Merkezleri Platformu’nu oluşturmuştur. Yüksek kaliteli arabuluculuk hizmeti alabilmenin herkesin hakkı olduğuna inanan Türkiye Arabuluculuk Merkezleri Platformu üye arabuluculuk merkezleri ve arabulucularla, arabuluculuğun gelişimine katkı sağlamaya çalışmaktadır.

Arabuluculuk faaliyeti ve arabuluculuk merkezleri Türk hukuk sisteminde çok yeni olmasına rağmen Arabuluculuk Daire Başkanlığı’nın ve Hukuk İşleri Genel Müdürü Sn. Hakan Öztatar’ın özverili çalışmaları ve katkıları sayesinde kısa süre içerisinde arabuluculara yararlı olacak bilgi, doküman, istatistik ve anket sonuçları oluşturulmaya başlanmıştır. Bu güne kadar yapılan Çalıştaylarda ulaşılan sonuçlarda arabuluculuk faaliyetinin en sağlıklı uygulama alanının arabuluculuk merkezlerinin olduğu tarafların memnuniyet noktasında merkezlere ve ortaklarına bulunduğu geri bildirimler sayesinde anlaşılmaktadır. Geri bildirimlerden anlaşıldığı üzere arabuluculuğa güven duyulmasını sağlama noktasında arabuluculuk merkezlerinin vazgeçilemez bir unsur olduğu ortaya çıkmıştır.

“Yüksek Kaliteli Arabuluculuk hizmeti alabilmek herkesin hakkıdır”

 

Av. Arb. SMMM Elife KAZANCI

]]>
ARABULUCULUK MERKEZLERİ BAKIMINDAN ŞİRKETLEŞME, VERGİ VE FATURA DÜZENİ https://www.konyaarabuluculuk.com.tr/2021/02/11/arabuluculuk-merkezleri-bakimindan-sirketlesme-vergi-ve-fatura-duzeni/ Wed, 10 Feb 2021 21:49:49 +0000 https://www.konyaarabuluculuk.com.tr/?p=586

ARABULUCULUK MERKEZLERİ BAKIMINDAN ŞİRKETLEŞME, VERGİ VE FATURA DÜZENİ

Hukuk sistemimize arabuluculuk 2012 yılında dahil olmuştur. Ancak arabuluculuğun yaygın bir uygulamaya kavuşması, öncelikle iş uyuşmazlıklarında[1] arabuluculuğun dava şartı olduğuna ilişkin hükümlerin 1 Ocak 2018 tarihinde yürürlüğe girmesi ile ve ardından da arabuluculuğun dava şartı olduğu uyuşmazlıkların kapsamına 1 Ocak 2019 tarihinden itibaren ticari uyuşmazlıklar[2] ve 28 Temmuz 2020 tarihinden itibaren tüketici uyuşmazlıklarının[3] alınması ile gerçekleşmiştir. Gerçekten, 1 Ocak 2018 ila 19 Aralık 2019 döneminde dava şartı arabuluculuk kapsamında iş uyuşmazlıklarında 739.255[4]; ticari uyuşmazlıklarda 146.413[5] arabulucu görevlendirmesi yapılan dosya olduğu tespit edilmiştir. 2013 yılından 19 Aralık 2019 tarihine kadar ihtiyari arabuluculuk kapsamında 239.927 arabulucu görevlendirmesi yapılan dosya olmuştur[6].

 

Günümüzde yaygın bir uygulaması olduğunu açıklıkla söyleyebileceğimiz arabuluculuğun nasıl yapılacağı ise bu süre zarfında gerek arabulucuların gerekse de arabuluculuk hizmetlerinin düzenli ve verimli olarak yürütülmesini sağlamakla görevli (m. 30/1, a) Arabuluculuk Daire Başkanlığının gündemini oluşturmuştur. 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu[7] arabuluculuğun sadece hukuk fakültesi mezunları tarafından icra edilmesine izin vermektedir (m. 20/2, b). Bununla birlikte, Daire Başkanlığınca arabuluculuğun tek başına değil, birlikte ve elbirliği ile yapılmasının teşvik edildiği, şirketleşmenin önerildiği de bir gerçekliktir.

 

Gerçekten de, arabuluculuğun icra edilmesinde arabulucunun yetkin olması yanında hizmet kalitesi de önem taşımaktadır. “Arabuluculuk merkezi” adı altında sunulan arabuluculuk hizmetlerinde uygun müzakere salonları ile arabuluculuk faaliyeti kolaylaşırken tarafların da daha konforlu ortamlarda müzakere imkânına sahip olması sağlanmaktadır[8]. Ancak mevzuatımızda arabuluculuk merkezlerine ilişkin açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu da, arabuluculuğu arabuluculuk merkezleri bünyesinde yerine getirmek ve aslında böyle bir merkez kurmak isteyen arabulucular bakımından birçok bilinmezi beraberinde getirmiştir.

 

Bu çalışma ile, öncelikle arabuluculuk merkezlerinin anonim şirket olarak kurulup kurulamayacağı değerlendirilecektir. Kişisel kanaatimiz gereği, anonim şirket olarak kuruluşun mümkün olduğu yasal dayanakları ile birlikte ortaya konduktan sonra anonim şirket bünyesinde sunulan arabuluculuk hizmetinin vergisel boyutu incelenecektir. Söz konusu hizmet karşılığı serbest meslek makbuzu mu fatura mı kesilmesi gerektiği açıklanacaktır. Anonim şirket bünyesinde sunulan arabuluculuk hizmetleri bakımından yanıtlanması gereken diğer önemli soru ise gelir vergisi stopajı yapılıp yapılmayacağı olup gerekçeleri ile birlikte yanıtlanacaktır.

 

  1. Arabulucuların Şirketleşmesi Mümkündür.

 

Arabuluculuk faaliyetlerinin dava şartı arabuluculukla birlikte hızla arttığı 2018 yılından itibaren, arabulucuların “arabuluculuk merkezleri” olarak ifade ederek iki ve üzeri sayıdaki arabulucunun bir araya gelerek oluşturdukları yapıların ortaklık yapısı tartışmaları arabulucu camiasında güncelliğini korumaktadır. Bu tartışmalarda, çoğunluğu avukat olan arabulucuların ortaklık yapısı ile ilgili değerlendirmeleri incelendiğinde, birçok arabulucunun, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nu[9] adeta ise bir üst normmuş gibi ele alıp kanuni düzenlemelerle ihdas edilen ve gelişmekte olan arabuluculuğu Avukatlık Kanunu gölgesinde yorumlamaktadır.

 

6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu ile, Avukatlık Kanunu’nun “Avukatlıkla Birleşebilen İşler” başlıklı 12’nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendine “arabuluculuk” ifadesi ilave edilmiştir. Böylece, arabuluculuğun avukatlıkla birleştiği açıkça kanun ile düzenlenmiştir.


Öte yandan Avukatlık Kanunu’nun 12’nci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinde avukatlıkla birleşebilen işler olarak anonim, limited, kooperatif şirketlerinin ortaklığı, yönetim kurulu başkanlığı, üyeliği ve denetçiliği ve komandit şirketlerde komanditer ortaklık sayılmaktadır. Bu düzenleme gereği avukat; anonim şirket ortağı, limited şirket ortağı, kooperatif ortağı, komandit şirket komanditer ortağı olabilmekte; anonim şirket ve kooperatifte yönetim kurulu başkanı, üyesi ve denetçisi sıfatına haiz olabilmektedir. Ancak aynı düzenleme uyarınca avukat, komandit şirket komandite ortağı, kollektif şirket ortağı, limited şirket müdürü olamayacaktır.

 

Avukatlık Kanunu’nun 12’nci maddesinde belirtilen ortaklık türleri mukayese edildiğinde, avukatın anonim şirket yönetim kurulu başkanı, yönetim kurulu üyesi ve denetçisi olabilmesi, anonim şirketin diğer ortaklık türlerinin yanında avukatlık mesleğiyle daha geniş kapsamda birleştiği sonucunu ortaya çıkarmaktadır. Mezkur kanunda hangi ortaklık türünün hangi organlarında avukatların görev alabileceği veya hangi ortaklık türünde avukatların ortak olabileceği açıkça belirtilmiş olmaktadır.

 

Açıklanan kanuni düzenlemelere rağmen Avukatlık Kanunu’nun 11’inci maddesinde avukatlıkla birleşmeyen işlerden sayılan tacirlik açısından avukatların şirket ortağı olamaması gerektiği şeklinde uygulamada yapılan itirazlar kanun koyucunun iradesi ile örtüşmemektedir.

 

Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu açısından ise Avukatlık Kanunu’nda avukatlıkla birleşemeyen/birleşebilen işler hükümlerine benzer bir düzenleme bulunmamaktadır. Dolayısıyla, arabuluculuk faaliyetinde bulunan bir kişinin arabuluculukla birlikte yürütemeyeceği herhangi bir meslek kanun ile düzenlenmemiştir. Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun “arabulucular siciline kayıt şartları” başlıklı 20’nci maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendinde, mesleğinde en az beş yıllık kıdeme sahip hukuk fakültesi mezunu olan ve maddede belirtilen diğer şartları haiz kişilerin arabulucular siciline kayıt olabileceği düzenlemiştir. Burada, hukuk fakültesi mezunları açısından bir meslek kriteri konulmamış, herhangi bir meslekte 5 yıllık kıdeme sahip olmak yeter şart kabul edilmiştir. Yani, arabuluculuk hukuk fakültesi mezunlarına özgü bir iş olsa da sadece avukatlara özgü değildir. Bu sebeple arabuluculuk merkezlerinin şirketleşmesi konusunda yapılacak değerlendirmeler, salt Avukatlık Kanunu açısından da yorumlanmamalıdır.

 

Kısaca özetlemek gerekirse, avukat, bir tarafta anonim şirket ortağı, yönetim kurulu başkanı, üyesi ve denetçisi olabiliyorken bir tarafta da arabuluculuk yapabilmektedir. Bunun yanında, arabuluculuk mevzuatı açısından merkezleşme faaliyetleri konusunda arabulucuların ticari ortaklıklar kuramayacağına ilişkin yasal bir düzenleme bulunmamakta, ilaveten hukuk fakültesi mezunu olmak kaydıyla avukatlık yapmayıp başka bir meslek mensubu olan kişilerin arabuluculuk yapması da mümkün olmaktadır. Bu sebeple merkezleşme ile ilgili değerlendirmeler ve yapılacak düzenlemeler, Avukatlık Kanunu’na tabi olmayan meslek sahiplerini de göz ardı etmemelidir. Ancak başka meslek sahibi arabuluculara sunulacak imkanlar da avukatlardan esirgenmemelidir.

 

  1. Arabuluculuk için Merkezleşme Gereklidir.

 

Ülkemizde, özellikle 2018 yılında uzman arabuluculuk kavramı da dahil iş uyuşmazlıklarında dava şartı arabuluculuğun yürürlüğe girmesi, müteakip yıllarda ticari ve tüketici uyuşmazlıklarında dava şartı arabuluculuğun uygulama alanı bulmasıyla arabuluculuk faaliyetleri logaritmik hızda artış göstermiş ve toplumda karşılık bulmuştur. Adalet teşkilatının da gündeminde dava şartı arabuluculuk kapsamını daha da genişletmenin bulunduğu malumdur. Bu şekilde hızla yayılan arabuluculuk faaliyetleri, arabulucuların adapte olmaya çalıştığı bir süreç olarak karşımıza çıkmaktadır. Çoğunluğu avukatlık mesleğine mensup olan arabulucular, bir yandan uzmanlık ve yenileme eğitimlerini alıyorlarken bir taraftan da avukatlık mesleklerinden çok farklı özellikler taşıyan arabuluculuk hizmetini avukatlık bürolarından dışarı çıkararak arabuluculuğun ruhuna daha uygun mekanlarda yapmaya çalışmaktadırlar. Burada da karşımıza birden çok arabulucunun bir araya geldiği arabuluculuk merkezleri olarak kendilerini ifade ettikleri yapılar çıkmaktadır. Kanaatimizce de, arabuluculuk için merkezleşme gerekli, şirketleşme mümkündür. Zira, merkezlerin mevcut yasal düzenleme açısından bir tüzel kişi olma zorunluluğu bulunmamaktadır. Ancak, pratikte sağladığı yararlar açısından şirketleşme hareketliliği her geçen gün artmaktadır.

 

Bu bağlanmda, arabuluculuk açısından daha avantajlı olduğunu düşündüğümüz anonim şirket ile adi ortaklık kıyaslanarak incelenecektir. Türk Ticaret Kanunu uyarınca anonim şirketler en az bir kişiyle kurulabildiği gibi istenildiği sayıda ortakla da kurulabilmektedir. Bunun yanında zaman içerisinde hisse devriyle ve adi bir hisse devir senediyle ortak sayısını artırma veya azaltma imkanına da sahiptir. Asgari elli bin Türk Lirası sermaye ve iki bin Türk Lirası masrafla kurulabilen anonim şirketlerin, ticari hayatta kurumsal bir kimliği ve ağırlığı bulunmaktadır. Anonim şirketlerde, kurucu ortaklara, hisse devirleri ve hisse değerleri konularından farklı şartlar ve farklılıklar tanınabilerek, sonradan hisse sahibi olacak ortakların şirket kurucusu ortakların ilkeleri doğrultusunda hak ve yükümlülükler sahibi olmaları sağlanmaktadır. Sorumluluk konusunda ise, amme alacakları açısından yönetim kurulu sorumlu iken ortaklar taahhüt ettikleri sermaye ile sınırlı olarak sorumlu olmaktadırlar. Anonim şirketlerde kurumlar vergisi oranı %22 iken Gelir Vergisi stopajı yoktur. Ortak sayısının artmasından veya azalmasından şirket etkilenmez. Genel olarak ifade ettiğimiz ve bazıları ciddi avantaj sağlayan bu özelliklerin yanında anonim şirketlerin kuruluş masrafları, muhasebe ücretleri, muhatap kalabileceği usulsüzlük cezalarının, genel kurul, ticaret odası, ticaret sicil masraflarının adi ortaklığa göre daha fazla olması da olumsuz özellikler olarak sayılabilir.

 

Anonim şirketlere göre kuruluş ve faaliyet masrafları daha düşük olan adi ortaklıklarda ise sorumluluk sınırsızdır. Hepsi ortaklığı temsile yetkili ve sorumlulukları sınırsız olan ortaklar, hangi gerekçelerle böyle bir sorumluluğun altına girmelidirler. Bu sorunun makul bir cevabı bulunmamaktadır. Bunların yanında, adi ortaklıkta ortak sayısının artması veya azalması, basılı evrakları, defter ve belgeleri, dolayısıyla muhasebeyi yeniden ortaklık kuruluyormuş gibi etkileyecektir. Mali açıdan da adi ortaklıkta gelir vergisine tabii olunarak %40’a varan vergi oranlarıyla karşı karşıya kalınacağı, serbest meslek makbuzu düzenleneceği ve stopaja tabi olunacağını da ilave etmek gerekir.

 

III. Anonim Şirkette Vergisel Durum

 

Avukatların arabuluculuk faaliyetlerini kendi avukatlık bürolarında yaptıkları durumda, bu faaliyetin serbest meslek kapsamında değerlendirilmesi ve arabuluculuk ücretlerinin karşılığında serbest meslek makbuzu düzenlemeleri hususunda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır. Arabulucuların bir araya gelerek merkez olarak tanımladıkları çatılar kurmaları ve bu oluşumları sebepleriyle aktardığımız üzere anonim şirketler kimliğiyle gerçekleştirmeleri seçeneğinde ise konunun vergi boyutu ile ilgili tartışmalara rastlanılmaktadır.

 

Öncelikle, anonim şirket olarak kurulan arabuluculuk merkezlerinin, sadece ortaklarına değil merkezin arabuluculuğa uygun mekânı ve sekreterya hizmetleri değerlendirmek isteyen arabuluculara veya şirket ortağı olmamakla beraber merkez bünyesinde arabuluculuk faaliyetlerine katılan arabuluculara da hizmet verdiği görülmektedir. Bu örneklerde, arabulucular, arabuluculuk hizmetlerine karşılık serbest meslek makbuzu düzenleyecek, şirket de arabuluculara verdiği hizmet karşılığında fatura düzenleyecektir.

 

Şirket ortağı olan arabulucular açısından da iki seçenek ortaya çıkmaktadır. Şirket ortağı olan arabulucu da dilerse, şirket ortağı olmayan arabulucu gibi kendi serbest meslek makbuzunu düzenleyip parasının tahsil edebilir ve stopajını yatırabilir. Bu durumda, şirket ortağı olmayan arabulucular gibi arabuluculuk merkezini mekan olarak kullanmış olur ve bunun karşılığında kullanım bedelini öder. Merkez de şirket olmasından ötürü hissedarı arabulucuya fatura düzenler.

 

Şirket ortağı olan arabulucuların, serbest meslek makbuzu düzenlemek yerine şirketin fatura düzenlemesi yoluna gitmeleri de mümkündür. Bu halde, şirket, verilen arabuluculuk hizmeti için fatura düzenleyecek, faturada görev yapan arabulucuya, taraflara ve dosyaya ilişkin bilgilere yer verilecektir. Fatura karşılığındaki ücret şirket tarafından tahsil edilecektir. Şirket, kurumlar vergisi mükellefi olduğundan dolayı gelir vergisi stopajı olmayacaktır.

 

Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun 2’nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde, arabulucu, arabuluculuk faaliyetini yürüten ve Bakanlıkça düzenlenen arabulucular siciline kaydedilmiş bulunan gerçek kişi olarak tanımlanmıştır. Şirket ortağı olan arabulucuların verdiği hizmet için şirketin fatura düzenlemesi, gerçek kişi olan arabulucunun arabuluculuk faaliyetinde bir değişiklik meydana getirmez. Bu durumda da arabulucu, arabuluculuk faaliyetini kendisi gerçekleştirmekte, tutanakları kendisi imzalamakta, arabuluculuk mevzuatı gereği yükümlülüklerini kendisi yerine getirmekte ve yine kendisi sorumlu bulunmaktadır. Ancak, verdiği hizmetin ücretinin ödenmesi ise ortak olmasında herhangi bir yasal engel bulunmayan şirketin düzenleyeceği faturaya karşılık olacaktır.

 

  1. Anonim Şirkette Belge Düzeni ve Gelir Vergisi Stopajı

 

Anonim şirket olan arabuluculuk merkezinde, hizmeti veren arabulucu şirketin ortağı ise, verilen hizmetin faturalandırılması gerekecek, fatura da şirket tarafından düzenlenecektir. Şöyle ki, Türk Ticaret Kanunu 124’üncü maddesinin birinci fıkrasına göre ticaret şirketi olan anonim şirket, ikinci fıkrasına göre sermaye şirketi sayılmaktadır. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun[10] 176’ncı maddesinde ise tüccarlar defter tutma bakımından iki sınıfa ayrılmış olup 1. sınıf tüccarlar bilanço esasına göre, 2. sınıf tüccarlar işletme hesabı esasına göre defter tutacak olup, 177’nci maddesinde ise her türlü ticaret şirketinin 1. sınıfa dahil olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla, anonim şirketler bilanço esasına göre defter tutacağı kuralı getirilmiştir. Mezkur kanunun 232’nci maddesinde ise birinci sınıf tüccarların sattıkları emtia veya yaptıkları işler için fatura vermek mecburiyetinde oldukları belirlenmiştir.

 

Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun 18/A maddesinin 13’üncü fıkrasına göre arabuluculuk faaliyeti sonunda taraflara ulaşılamaması, taraflar katılmadığı için görüşme yapılamaması veya iki saatten az süren görüşmeler sonunda tarafların anlaşamamaları hallerinde, iki saatlik ücret tutarı Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesinin birinci kısmına göre Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenmektedir. Bu sebeple dava şartı arabuluculuk faaliyeti sonunda yukarıda belirtilen sonuçların ortaya çıkması durumunda parayı ödeyecek olan Cumhuriyet Başsavcılığına fatura düzenlenecektir. Anlaşma olması durumunda ise, taraflara veya taraflar bir tarafın arabuluculuk ücretini ödemesinde anlaşmışlarsa ilgili tarafa fatura düzenlenecektir.

 

Vergi Usul Kanunu’nun faturanın şekli başlığını taşıyan 230’uncu maddesinde faturada bulunması gereken en az bilgiler belirtilmiş olup, anonim şirket tarafından düzenlenen faturada, mezkur maddede sayılan bilgilerle arabuluculuk hizmetini sağlayan arabulucunun bilgileri, taraf bilgileri, dosya numarası bilgileri yazılmalıdır.

 

193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 1’inci maddesine göre gerçek kişilerin gelirleri gelir vergisine tabidir. Arabuluculuk faaliyetinin anonim şirket bünyesinde yapılması durumunda, sermaye şirketi olarak tüzel kişiliği haiz bulunan anonim şirketin kazancı, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’na[11] göre kurumlar vergisine tabi olacaktır.

 

Gelir Vergisi Kanunu’nun “vergi tevkifatı” başlıklı 94’üncü maddesinde stopaj (vergi tevfikatı) düzenlenmiştir. Anılan maddeye göre Kamu idare ve müesseseleri, iktisadi kamu müesseseleri, sair kurumlar, ticaret şirketleri, iş ortaklıkları, dernekler, vakıflar, dernek ve vakıfların iktisadi işletmeleri, kooperatifler, yatırım fonu yönetenler, gerçek gelirlerini beyan etmeye mecbur olan ticaret ve serbest meslek erbabı, zirai kazançlarını bilanço veya zırai işletme hesabı esasına göre tespit eden çiftçiler aşağıdaki bentlerde sayılan ödemeleri (avans olarak ödenenler dahil) nakden veya hesaben yaptıkları sırada, istihkak sahiplerinin gelir vergilerine mahsuben tevkifat yapmaya mecburdurlar.

 

Tabiatıyla, serbest meslek faaliyeti olarak, uygulamada en sık şekilde karşılaşıldığı gibi avukatın, arabuluculuk faaliyeti yapması durumunda Gelir Vergisi Kanunu 94’üncü maddesi uygulanacaktır. Buna göre arabulucuya yapılan ödemelerde tevfikat yapmakla sorumlu olanlarca %20 oranında gelir vergisi tevfikatı uygulanacaktır[12].

 

Ancak anonim şirket bünyesinde arabuluculuk yapılması durumunda, kurumlar vergisi mükellefi olunması sebebiyle mahsup işlemi yapılacak gelir vergisi söz konusu olmayacaktır.

 

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

 

Arabuluculukta merkezleşme gerekli, şirketleşme ise mümkündür.

 

Arabulucuların şirketleşmesinde mevcut hukuki düzenlemeler dikkate alındığında en isabetli tercihin anonim şirket olduğu kanaatindeyiz. Anonim şirket altında faaliyet gösteren arabulucular ise serbest meslek erbabı olarak değerlendirilmeyeceklerdir. Bu sebeple kazançları serbest meslek kazancı olmayacağından dolayı verdikleri hizmet sebebiyle serbest meslek makbuzu yerine fatura düzenleyecekler, bu faturalar da gelir vergisi stopajına (tevfikatına) tabi olmayacaktır.

 

Arabuluculuk merkezleri ile ilgili yapılması muhtemel yasal düzenlemelerde de şirketleşme teşvik edilmeli, şirket türünün belirlenmesinde ise sağlayacağı avantajlardan dolayı anonim şirket en başta tercih edilmelidir. Bu konuda, avukatlık ortaklığı gibi, ne kadar başarılı olduğu tartışmaya açık olan bir ortaklık tipi ihdas etmek yerine, hukuki, mali, ticari, muhasebe yönleri bilinen, iktisadi dünyada kullanımı artan anonim şirketten istifade edilmelidir. Arabuluculuğun kendine özgü ihtiyaçlarının, özelliklerinin karşılanması ve/veya anonim şirket yapısının arabuluculuğa uygun olmayan hatta aykırı olan yönlerinin rehabilite edilmesi bu konuda yapılacak yasal düzenlemeyle hayata geçirilerek arabuluculuk merkezleri, özel hükümlere bağlı anonim ortaklıklar şeklinde düzenlenmelidir. Unutulmamalıdır ki, arabuluculuğun özellikleri gereği serbest meslek şeklinde icra edilmesi farklı bir konu olup, (anonim) şirketleşme, arabulucuların çeşitli sebeplerle bir araya gelerek kurumsal bir çatının altında arabuluculuk hizmeti vermeleri durumunda ortaya çıkan ihtiyaçların gerçekçi cevabıdır.

[1] 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu, RG 25.10.2017, 30221.

[2] 7155 sayılı Abonelik Sözleşmesinden Kaynaklanan Para Alacaklarına İlişkin Takibin Başlatılması Usulü Hakkında Kanun ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’na eklenen m. 5/A hükmü, RG 19.12.2018, 30630.

[3] 7251 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ile 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’a eklenen m. 73/A hükmü, RG 28.07.2020, 31199.

[4] https://adb.adalet.gov.tr/Sayfalar/istatistikler/istatistikler/davasarti.pdf (Erişim tarihi: 15.10.2020).

[5] https://adb.adalet.gov.tr/Sayfalar/istatistikler/istatistikler/ticaridavasarti.pdf (Erişim tarihi: 15.10.2020).

[6] https://adb.adalet.gov.tr/Sayfalar/istatistikler/istatistikler/ihtiyari.pdf (Erişim tarihi: 15.10.2020).

[7] RG 22.06.2012, 28331.

[8] Akın, Levent: “İkinci Yılında Dava Şartı Arabuluculuk Alanında Gelişmeler ve Öneriler”, Sosyal Güvenlik Dergisi, 2020, C. 10, S. 1, 8.

[9] RG 07.04.1969, 13168.

[10] RG 10.01.1961, 10705.

[11] RG 21.06.2006, 26205.

[12] T.C. Ordu Valiliği Defterdarlık Gelir Müdürlüğü, Arabuluculuk konulu, 09.09.2019 tarih, 25953680-045.02[2018-22]-E.48014 sayılı yazısı (https://www.gib.gov.tr/avukatlik-faaliyetine-ek-olarak-yapilan-arabuluculuk-faaliyeti-kapsamindaki-islemlerin/gelirlerin) E.T. 12.01.2021

 

Av. Arb. SMMM Salih ÜNAL

]]>
7036 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun Getirdiği Yenilikler https://www.konyaarabuluculuk.com.tr/2017/12/06/sayili-is-mahkemeleri-kanunu/ Wed, 06 Dec 2017 08:18:58 +0000 http://the7.io/law/?p=1

7036 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun Getirdiği Yenilikler

Resmi Gazete’de yayımlanan 7036 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunu ile birçok alanda önemli düzenlemeler yapılmıştır. Kanun bu düzenlemelerden bazılarının yayımı tarihinde bazılarınınsa 01.01.2018’den sonra yürürlüğe gireceğini belirtmiştir.

25.10.2017 tarihinden itibaren; 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile diğer sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıklarda, hizmet akdine tabi çalışmaları nedeniyle zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti talepleri hariç olmak üzere, dava açılmadan önce Sosyal Güvenlik Kurumuna başvurulması zorunlu hale getirilmiştir.

25.10.2017 tarihinden sonra sona eren iş sözleşmelerinde uygulanmak üzere; yıllık izin ücreti, kıdem tazminatı, iş sözleşmesinin bildirim şartına uyulmaksızın feshinden kaynaklanan tazminat, kötüniyet tazminatı ve iş sözleşmesinin eşit davranma ilkesine uyulmaksızın feshinden kaynaklanan tazminat taleplerinde zamanaşımı süresi beş yıl olarak belirlenmiştir. 25.10.2017’den önce işlemeye başlamış zamanaşımı sürelerinin, değişiklikten önceki hükümlere tabi olmaya devam edeceği düzenlenmiş ama hemen arkasından ” Ancak, zamanaşımı süresinin henüz dolmamış kısmı, ek 3 üncü maddede öngörülen süreden uzun ise, ek 3 üncü maddede öngörülen sürenin geçmesiyle zamanaşımı süresi dolmuş olur.” düzenlemesi getirilmiştir.

Arabulucuların önceden, taraflara uyuşmazlık konusu hakkında çözüm önerisi getiremeyeceği kabul edilmişken artık tarafların çözüm üretememeleri halinde çözüm önerisi getirebileceği düzenlenmiştir. Kanunun 25.10.2017’den itibaren getirdiği diğer yeniliklere aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

01.01.2018’den itibaren yürürlüğe girecek olan düzenlemeler Kanun’un 3., 11. ve 12.maddeleri olup şu şekildedir:

Artık kanuna, bireysel ve toplu iş sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebiyle açılan davalarda arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı olacaktır. Buna göre; bu davalar açılırken dava dilekçesine, arabuluculuk faaliyetinde anlaşmaya varılamadığında dair tutanağın aslının veya arabulucu tarafından onaylı suretinin eklenmesi gerekmektedir. Dava dilekçesine tutanağın eklenmemesi halinde davacıya bu eksikliği gidermesi için bir haftalık kesin süre verilecek ve ihtarın gereği yerine getirilmezse dava usulden reddedilecektir.

İşe iade talepleriyle ilgili olarak; iş sözleşmesi feshedilen işçi, fesih bildiriminde sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin haklı bir sebep olmadığı iddiasında ise fesih bildiriminin kendisine tebliğinden itibaren bir ay içinde işe iade talebiyle ilgili arabulucuya başvurmak zorunda olacaktır. Asıl işveren-alt işveren ilişkisinin varlığı halinde işverenlerin görüşmelere birlikte katılmaları gerekir. Arabuluculuk sürecinin olumsuz sonuçlanması halinde, son tutanağın düzenlendiği tarihten itibaren iki hafta içinde iş mahkemesinde dava açılabilir. Tarafların anlaşmış sayılabilmesi için;

– İşe başlatma tarihi,

– 4857 sayılı Kanun md.21/3’te düzenlenen (Kararın kesinleşmesine kadar çalıştırılmadığı süre için işçiye en çok dört aya kadar doğmuş bulunan ücret ve diğer hakları ödenir. ) ücret ve diğer hakların parasal miktarı,

-İşçinin işe başlamaması durumunda 4857 Sayılı Kanun md.21/2’de düzenlenen (Mahkeme veya özel hakem feshin geçersizliğine karar verdiğinde, işçinin işe başlatılmaması halinde ödenecek tazminat miktarını da belirler. ) tazminat parasal miktarını belirlenmek zorundadır.

Kanunda; iş kazası veya meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat ile bunlarla ilgili tespit, itiraz ve rücu davaları hakkında arabulucuya başvuru dava şartı olarak düzenlenmemekle birlikte taraflar isterlerse bu konular hakkında da arabulucuya gidebilirler.

Tarafların arabulucuya başvurmak için adliyelerdeki arabuluculuk bürosuna gitmeleri gerekecek ve arabulucu, büro tarafından listeden seçilecektir. Ancak taraflar listede yer alan bir arabulucu üzerinde anlaşırlarsa bu arabulucu görevlendirilecektir. Arabuluculuk görüşmelerine taraflar bizzat, kanuni temsilcileri veya avukatları aracılığıyla katılabilirler. İşverenin yazılı belgeyle yetkilendirdiği çalışanı da görüşmelerde işvereni temsil edebilir ve son tutanağı imzalayabilirler.

Arabulucular, yapılan başvuruları başvuru tarihinden itibaren üç hafta içinde sonuçlandırmak zorunda olup zorunlu hallerde en fazla bir hafta süreci uzatabileceklerdir.

Kanunda ayrıca arabulucuların yetkisine (yetkili mahkeme gibi), ücrete ve masraflara dahil bir çok düzenleme yapılmıştır.

 

http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2017/10/20171025-8.htm

]]>
2017 Tüketici Hakem Heyetine Başvurularda Parasal Sınır https://www.konyaarabuluculuk.com.tr/2017/12/06/tuketici-hakem-heyetine-basvurularda-parasal-sinir-2017/ Wed, 06 Dec 2017 08:18:42 +0000 http://www.unalunal.av.tr/?p=1

Tüketici Hakem Heyetine Başvurularda Parasal Sınır (2017)

Tüketici işlemleri (Mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi) ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklarda, işlemin tarafları mal ya da hizmetin parasal karşılığına göre tüketici hakem heyetlerine ya da tüketici mahkemelerine başvurabilmektedirler.

 

Tüketici Hakem Heyetine başvurularda geçerli parasal sınırlar, 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 68.maddesi ile 27/11/2014 tarihli ve 29188 sayılı Resmi Gazete’ de yayımlanan Tüketici Hakem Heyetleri Yönetmeliği’nin 6.maddesinde yer alan “Bu maddede belirtilen parasal sınırlar her takvim yılı başından itibaren geçerli olmak üzere, o yıl için 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesi hükümleri uyarınca tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılarak uygulanır. Bu artışların hesabında on Türk Lirasının küsuru dikkate alınmaz.” düzenlemesi uyarınca her takvim yılı başından itibaren geçerli olmak üzere Gümrük ve Ticaret Bakanlığı tarafından yayımlanan tebliğ ile belirlenmektedir.

 

Tüketici Hakem Heyetine başvurularda parasal limitin 01/01/2017 tarihinden itibaren uygulanması ile ilgili olarak 3/12/2016 tarihli ve 29907 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’nın Tebliği’nin 3.maddesinde yer alan düzenlemeye göre;

 

“2017 yılı için tüketici hakem heyetlerine yapılacak başvurularda değeri:

a) 2.400 (iki bin dört yüz) Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda ilçe tüketici hakem heyetleri,

b) Büyükşehir statüsünde olan illerde 2.400 (iki bin dört yüz) Türk Lirası ile 3.610 (üç bin altı yüz on) Türk Lirası arasındaki uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetleri,

c) Büyükşehir statüsünde olmayan illerin merkezlerinde 3.610 (üç bin altı yüz on) Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetleri,

ç) Büyükşehir statüsünde olmayan illere bağlı ilçelerde 2.400 (iki bin dört yüz) Türk Lirası ile 3.610 (üç bin altı yüz on) Türk Lirası arasındaki uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetleri, görevlidir.”

 

2017 yılı için, her türlü tüketici işlemi ile tüketiciye yönelik uygulamalara ilişkin meydana gelen uyuşmazlığın parasal değerinin 3.610,00-TL’nin üzerinde olması halinde ise artık Tüketici Hakem Heyetine başvuru yapılamaz, doğrudan Tüketici Mahkemesi’nde dava açılması gereklidir.

Peki uyuşmazlık konusu 3.610,00-TL’nin altında olmasına rağmen bu uyuşmazlık konusunu Tüketici Hakem Heyetine başvurmadan doğrudan Tüketici Mahkemesine taşıyabilir miyiz? Böyle bir durumun varlığı halinde Tüketici Mahkemesi dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verecektir. Bu husus YARGITAY 13. HUKUK DAİRESİ’nin 25.9.2017 tarih ve 2017/4612 E., 2017/8505 K. sayılı kararında;“…Somut olayda davacı, davalı banka şubesinden kullandığı konut kredisi sebebiyle ödemiş olduğu toplam 2.674,21 TL masrafın tarafına iadesini talepte bulunmuş; mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir. Ancak dava değerinin 6502 Sayılı Kanun’un 68. maddesi gereğince Tüketici Hakem Heyetine başvuruda bulunmasını zorunlu kılan miktarda olduğu ve bu miktar için mahkemeye dava açılmasının yasa gereği mümkün olmadığı gerekçesiyle davanın dava şartı noksanlığı sebebiyle usulden reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde işin esasına girilerek karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.” şeklinde açıklanmıştır.

 

Sonuç olarak; tüketici hakem heyetlerine ve tüketici mahkemelerine başvuruda parasal sınırlar her yıl Gümrük ve Ticaret Bakanlığı tarafından yayımlanan tebliğ ile değişmektedir. Görevli tüketici hakem heyetinin tespit edilmesi hususunda başvuru tarihindeki parasal sınırlar dikkate alınır. Bu nedenle Tüketici Hakem Heyetine başvurmadan önce diğer başvuru şartlarının da sağlanması durumunda uyuşmazlık konusuna ilişkin parasal sınıra dikkat edilerek başvuru yapılmalıdır.

]]>